Köşe yazarları

CHP’de ‘yeni eğilim’ Ve ittifak politikası


“Yeni” her zaman “cılızdır.” Bir yarış atının ilk doğduğu gün ayaklarındaki dermansızlığa bakıp da, “yahu bu nasıl koşacak” diyen kişi “yeni”den hiç bir şey anlamamıştır.
Ama bu “yeni”nin henüz “yeni” olduğuna bakmadan, bacakları tir tir titreyen yeni doğmuş tayın ertesi gün yarışa çıkıp “birinci” geleceğini söyleyen kişi de esaslı bir palavracıdır.
“Adalet Yürüyüşü” esnasında ve şimdi “Adalet ve Vicdan Nöbeti”nde ortaya çıkan “yeni” eğilim hakkında dikkatli konuşmak gerekir.
Bu yeni eğilim, CHP’nin HDP’yle “bir kaç adım da olsa yan yana yürüme” ve “bir kaç dakika da olsa yan yana oturma” halidir. Bu “yenidir”.
“Yeni” olduğu için, “cılızdır”. Henüz bu “yeniden” nasıl bir politik “ittifakın” çıkacağı kesinlikle belli değildir. Buradan hareketle, bu “yeni” eğilimi küçümsemek, önemsizleştirmek büyük hata olur. Bu aynı zamanda “yeninin” gelişip, serpilmesini, güç kazanmasını da önleyeceği için yanlış olur.
Tersi yaklaşım da yanlıştır.
Sonuçta CHP’nin HDP’ye yönelik eğilimindeki değişiklik “yenidir”. Sınavdan geçmeye muhtaçtır. Her gün, her saat daha da “güçlendirilmedikçe”, “bir kaç adımlık yürüme”, “bir kaç adımdan ibaret” kalır, “bir kaç dakikalık birlikte oturma” “bir kaç dakikadan ibaret” kalır. Bu “birkaçlık” birliktelik henüz “cephe” değildir, bundan ibaret kalan birliktelik, faşizme son vermez. Böyle kalırsa işe de yaramaz, oyalanmaya yol açar, cephenin kurulmasının aciliyetini bile gözden gizler.
Yani yeni doğmuş bir tayın haline bakıp, bundan yarış atı olmaz demek ne kadar yanlışsa, onun cılız haline bakmadan tayı yarışa sürmek de o kadar yanlış olur.
CHP belli ki, AKP iktidarının faşizme yürüyüşünde kendi hataları hakkında bir iç muhasebe sürecine girmiş. Ben böyle sezinliyorum ve eğer izlenimimim isabetliyse bu muhasebe sürecinin hayırlı olacağını düşünüyorum.
Çünkü artık anlaşıldı ki, “Hayır Cephesinin” güçleri “faşist rejime son verme” hedefinde birleşmezse, kimilerinin aklından geçen 2019 Başkanlık ve genel seçimlerinde zafer, kesinlikle “hayal” bile olamayacaktır.
Askeri darbeler tarihimiz, bu darbelerle kurulan “cunta diktatörlüklerinin” geçici bir “ara dönem”den sonra geri çekildiğini gösterdi. Darbeciler, işledikleri suçların hesabının sorulamayacağını bildikleri için iktidarı kendi iradeleriyle, “terbiye edilmiş” sivillere devrettiler. 27 Mayıs’da, 12 Mart’da, 12 Eylül’de böyle yaptılar. “Özgüvenlerinin” sağlam bir temeli de vardı: İktidarı doğrudan elde tutmasalar bile, vesayet rejimi gereği, iktidar gücü ellerindeydi. Hiç kimse onlardan hesap soramazdı.
Erdoğan ve ailesinin böyle bir “özgüveni” yok. İktidardan düştükleri saniyede yakalarına yapışmak için etraflarında “akbabalar” gibi bekleşen “düzen içi” asker, sivil, bürokrat düşmanları var. Aynı zamanda hakları gaspedilen emekçiler, soykırımla yüz yüze getirilen Kürtler, Aleviler, tecavüz ve cinayet kıskacına alınan kadınlar “zamanımız gelecek” demekte.
Daha da beteri, Erdoğan ve ailesinin amansız “dış düşmanları” var. NATO’nun Güneydoğu kanadını “çökerten”, onu işe yaramaz hale getiren Erdoğan’ın Suriye Devletine karşı işlediği “suçların” hesabını sormak için sıralarını beklemekteler.
Böyle bir durumda mevcut rejim “kalıcıdır.” İktidarı “seçimle” vermeye yanaşmayacaktır.
Bu durum 2019 seçimlerini “çantada keklik” sayan bütün analizleri çürütüyor. Şu anda yapılan, örneğin MHP’yi yüzde 5’te ve AKP’yi en fazla yüzde 42’de gösteren kamuoyu yoklamalarının “aldatıcı” sayılarıyla sarhoş olmanın alemi yok.
Bütün kombinasyonları denemek şart. CHP “sol eliyle” HDP’nin elini vargüçle tutmalı, “sağ eliyle” Akşener de içinde Hayır Cephesi’nin “sağ kanadına” dokunmalı.
HDP ve müttefikleri elbette faşizmin gerçek alternatifidir. Ama bu nasıl olur?
“Cephede hegemonya” talep ederek olmaz. O cephedeki “yerimiz” ne olursa olsun, eylemde, mücadelede, bedel ödemede “en önde” yer alarak olur; alternatif cephe protokolüyle gerçekleşmez. Mücadelede halka öncülük ederek gerçekleşir.
Kürt özgürlük hareketi “protokolcü değil”. Mücadeleci. Masa’nın hangi köşesine oturursa otursun, bu hareketin oturduğu en kuytu köşe bile başköşedir…